Siyaset dersi araştırılacak konular

Oligarşi, sadece belirli bir grubun bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan yönetim biçimidir. Genelde yönetimdeki grup, askeri, siyasi veya maddi olarak ülkenin önde gelen gruplarından birisidir. Robert Michels, herhangi bir politik sistemin sonunda oligarşiye dönüşeceğini öngörmüştür. Bunu, Oligarşinin Tunç Yasası olarak adlandırmıştır.

Aristo, Yunanca kaynaklı bu kelimeyi, iyi insanlardan müteşekkil belli bir zümre idaresi için değil, kötü kişilerin zulüm ve haksız idaresi için kullanmıştır.
Geniş bir iktidar grubu veya partisi yoktur. Oligarşi, aristokrat idarenin daraltılmış şeklidir. Oligarşide esas olan, soru sorma, tenkit etme, hızlı kontrol ve hesap verme müessesesinin tesirli şekilde mevcut olmayışıdır. Bu sebeple meşruiyeti kabul edilmiş adil idarelerin oligarşiye dönüşmemesi için güçlü esas ve kaideler konulmaktadır.

ARİSTOKRASİ, iktidarın imtiyazlı ve genellikle soya bağlı bir toplum sınıfının elinde bulunduğu siyasi hükümet şeklidir; ekonomik, toplumsal ve siyasi gücün soylular sınıfının elinde bulunduğu tarihi yönetim biçimidir. "Soylular sınıfı" anlamında da kullanılmaktadır. Aristokrasi terimi ilk kez Atina kent devletinde kullanılmıştır.

Aristokrasiye karşı şüphe uyanmasının çeşitli sebepleri olmuştur. Felsefi anlamda Aydınlanma'nın getirdiği "herkes eşittir" söylemi önemliyken, Fransız Devrimi'nin de sebeplerinden sayılabilecek aristokrasinin artık toplumun en iyileri olmadığı fikri de önemlidir. Bu fikrin oluşmasının nedenleri ise çeşitlidir. Her şeyden önce ordu kavramı değişmeye başlamıştı, Kral XIV. Louis orduyu modernize etmişti ve artık aristokratlar at sırtında ordunun başında yer almıyorlar, güvenli bir mesafe uzaktan orduları kumanda ediyor, çoğunlukla kendileri savaşmıyorlardı. Bunun dışında Aydınlanma'nın başlattığı özgürlük fikri halkın aristokratların pratik yaşamda en iyi olmadıklarını görmesine yardımcı olmuştur. Fransız Devrimi'nin odağında bu vardır, onlara göre aristokratlar herhangi bir liyakat veya üstün erdem ile değil de sadece doğarak en iyi yani aristokrat olmayı başarmışlardır. Böylece kazanılmamış, hak edilmemiş bir mevkiiyi işgal ettikleri düşünülmüştür. Aristokratlar bir kere en iyi oldukları inancının çöküşü, en iyinin yönetimi olan aristokrasinin de çöküşünü getirmiştir.

Bugün Birleşik Krallık dahil çoğu Avrupa ülkesinde aristokratik unvanlar hâlâ varlığını sürdürmektedir. Artık yönetimsel bir fonksiyon taşımasa da bu unvan çoğunlukla kişinin saygın ve belirli bir geçmişe sahip olduğunu veya varlıklı olduğunu, her daim olmasa da sık sık, ifade edebilir.

Totaliter rejimbütün yetkileri tek elde toplayan ve insan hak ve özgürlüklerini yok sayan, baskı ve zulme dayanan bir yönetim rejimidir. Totaliter rejimlerde halkın egemenliği değil bürokrasinin egemenliği söz konusudur.

Carl Friedrich ile Zbigniew Brzezinski totaliter rejimlerin 7 ortak özelliğini şöyle vurgular:

1. Ütopyacı gelecek vaadi ve binyılcı egemenlik iddiasıyla gelişmiş bir ideoloji.

2. Tek kişi, tek lider, tek parti.

3. Terör sistemi, fiziksel veya psişik.

4. Medya tekeli.

5. Silah tekeli.

6. Bürokratik koordinasyonla, ekonominin merkezi yönetimi.

7. Totaliter rejime destek veren propagandalar

 

Monarşi, bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Saltanatın bir başka adıdır. Monarşi, yüzyıllar boyu, dünyada en yaygın yönetim biçimiydi. Bunlar çoğu zaman, geleneksel tanı­ma en yakın, tanrısal hakka dayanan monarşilerdi: prens,, iktidarı tek ba­şına elinde tutardı ve Tanrı'dan başka kimseye hesap vermek zorunda de­ğildi, çünkü otoritesini Tanrı'dan aldığına inanılıyordu. Aslında, bu tip yönetim hiçbir zaman tam anlamıyla uygulanamadı. Gerçekten, en müstebit hükümdarlar bile, uyruklarının bazıları­nı (zengin ve güçlü soylular, etkili din adamları gibi) kollamak zorundaydı­lar; üstelik ulaşım ve haberleşme araçlarının yavaşlığı da onları, uzak bölgelerdeki topraklarını başkaları eliyle yönetmeye zorluyordu. Bunun­la birlikte otorite, kralın ve­ya danışmanlarının elinde toplan­mıştı ve halk alınan kararlara karışamıyordu.

Monarşinin Tarihçesi
Avrupa'da 15. yüzyıldan itibaren derebeyliklerinin birleşerek tek yönetim altında toplanması sonucu mutlakıyet anlayışı oluştu. 15. yüzyıldan itibaren yeni coğrafi bölgelerin ve ticaret yollarının keşfi ile Avrupa ekonomisinin büyük bir değişime uğraması, yönetimsel açıdan da büyük değişimlere sebebiyet verdi. Madeni eşyaların önem kazanması ile altın, bakır ve gümüş gibi değerli madenlere önem veren merkantilist ekonomi politikası benimsendi.

15. yüzyıldan itibaren Avrupa'da söz sahibi olan İspanya Krallığı ile Osmanlı Devleti'nin yerini İngiltere ile Fransa aldı. Otuz Yıl Savaşları'nın ardından kazanılan zafer ile birlikte Fransa kralları tam anlamı ile mutlakıyeti sağladı. Bu gelişmenin sonucu Fransa'da papalık makamından bağımsız olarak kilise açıldı.

17. yüzyılın bitimi ve aydınlanma çağının başlangıcı ile mutlakıyet anlayışı düşüşe geçti. Rönesans ve reform hareketlerinin Avrupa insanına getirdiği yeni özgürlükler doğrultusunda mutlakıyete karşı başkaldırılar kendini gösterdi. 1789 Fransız İhtilali ile başlayan bu gelişmeler sonucu mutlakıyet anlayışı farklı eğilimlere yöneldi ve bazı ülkelerde kralların yetkileri kısıtlandı.

Francis Fukuyama kimdir?

Son yılların en etkili emperyalizm teorisyenlerinden Francis Fukuyama, 1992’de yayımlanan “Tarihin Sonu ve Son Adam” başlıklı kitabıyla dikkatleri üzerine toplamıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ideolojilerin sonunun geldiğini öne süren yazarın başlıca tezi, liberal demokrasinin “insanoğlunun ideolojik evriminin son noktası” ve “insan hükümetinin nihai biçimi” olduğuydu. Çoğunlukla demokratikleşme ve uluslarası ekonomi politik üzerine yazılar yazan Fukuyama, son yıllarda dikkatini “modern ekonomik hayatta kültürün ve toplumsal sermayenin rolü” ve teknolojik değişimin toplumsal sonuçları gibi alanlara yöneltmişti.

Az bilinen bir yönü de, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Planlama Dairesi’nde çalıştığı 1981-1982 yıllarında Ortadoğu üzerine uzmanlaşan ilk bürokrat olması. Aynı yıllarda Filistin üzerine Mısır-İsrail görüşmelerine katılan ABD heyetinde de yer aldı. 1996’dan beri ise üniversitede. 1952 Chicago doğumlu olan Fukuyama, halen Johns Hopkins Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde öğretim üyesi 

Yorum Yaz